
Öncelikle bu zamana kadar okuduğunuz tüm Paris yazılarını unutun.
Paris, belki bir gün giderim havasında olduğum şehirdi.Ne ara gittim geldim ve bu yazıyı yazıyorum bilmiyorum öyle hızlı bir karardı.
Ablamdan gelen ‘bu haftasonu Paris’e mi gitsek?’ sorusuyla gelişen bi gezi oldu benim için.
Paris’te ne yapılır ne edilir ne yenir araştırmalarına başlandı tamamlanamadan Paris’teydim.
Öncelikle ‘keşke daha önce gitseydim ne hoş şehirmişsin sen Paris demedim değil.
Trenle ulaşım sağladığımız ve dönüş trenimiz sabah saat 7’de olduğu için Gare du Nord’a yakın otel ayarlamak mecburiyetindeydim.Gardan çıktığım ilk andan ‘bu nebiçum paris’ tepkisi vermem bir oldu.hayır hayranlıktan değil şaşkınlıktan.
Hayır nereden bilebilirdim mültecilerin, ekseriyetle hintli ablaların ne ablası sokakta kadın yok! abilerin gezindiği gelene geçene zorla karaborsa sigara sattıkları,evsizlerin para istedikleri bir bölge olduğunu ve daha neler neler.. bu nebiçum aşıklar şehri!
Hayır bi blogda da okusaydım böyle bi paris de var, hazırlıklı olurdum.
Vakit kısıtlı mekanlar çok olunca kuşbakışı bi paris deneyimleyelim dedik, bol bol yürüdük.her yere yürüyerek ulaşılabilen şehirlere aşığım.
Metro,RER ve otobüs sistemleri ilk başta karışık gelse de hemen anlaşılıyor; mükemmel ulaşım sistemleri var,tek eksiği bir miktar günümüz teknolojisine uyarlamaları; hayır yani herkes fransız değil nasıl anlasın o durak teleffuzlarını.
Kuzey Garı’ndan iki RER hattı ve dokuz dakikalık yürüme mesafesinden sonra Eiffel Kulesi’ne vardık, evet evet gerçek Paris’teydik:)
Klişe gelebilir ama turistken o klişeleri pek umursamayın aksine etinden sütünden yararlanın ahahaha. Hava sisli insan Paris’teyken daha başka ne isteyebilir ki? Yağmur? Sisli ve yağmurlu Eiffel ve de soğuk. Ee madem seyir terasına çıkamıyoruz o halde Zafer Takı’na gidelim dedik oradan da Şanzelize’ye (Champs Elysees) gideriz.Gittik ve hiç beğenmedik tamam şatafatsa şatafat ama bizim için fazla bir lüks:)

Bir diğer gitmek istediğimiz mekan olan Cafe de Flore’a doğru yol aldık ve yürüyerek 54 dakika da Saint Germain’deydik, bizimlesin Paris! Galeriler, kafeler, dükkanlar,sokaklar bu sakinlik bu ne güzellik.Bahsedilen Paris burasıydı galiba. Cafe de Flore’a gelirsek kahve lezzetli, servis güzel, creme brule daha güzel; tek üzüldüğüm nokta fotoğraflayamamış olmam, kesinlikle yenmeli.

Kafeden çıkınca tekrar yürüyerek bir diğer merak ettiğim Notre Dame Katedrali’ne ulaşmak için yola koyulduk;yangın sebebiyle oluşan hasarlar restore edildiği için ziyaret edemedik, birmiktar üzücüydü, Kuasimodo’ya selam olsun. Hemen çaprazındaki Shakespeare and Company’i ziyaret etmeden olmaz.
Çizdiğimiz yürüyüş rotası sebebiyle farkında olmadan Saint Michel bölgesini, Latin mahallesini de görmüş olduk.Turistik gezi için söylüyorum bence Paris’in kalbi tamda burası.
Seine Nehri boyunca yürüyerek tekrar Şanzelize’ye vardık,oradan otelimize varmak için metroya.
Ve Paris’in GOP’undayız ahahahaha.

Krepti, kruvasandı, sandviçti derken acıktığımızı fark ettik; buralara kadar geldik bi soğan çorbası içmeyelim mi? içelim, otelimizin restaurantında içtik lezzetliydi.
Yalnız krep yeme hakkımız bitiyor tekrar mı yesek diyerekten çikolatalı krep siparişi de verdik ne de olsa turistiz ve hakkımız :))
Kahvelerin ve kruvasanların için teşekkürler Paris.
Bir dahaki sefere seni uzun uzun keşfetmek dileğiyle au revoir şekerim!

Yorum bırakın